Kültür & Sanat Haber-Söyleşi: Ebru Arcuman Türk edebiyatının son dönemde en dikkat çeken kalemlerinden Serhat Kaya , yeni romanı Uçu...
Kültür & Sanat
Haber-Söyleşi: Ebru Arcuman
Türk edebiyatının son dönemde en dikkat çeken kalemlerinden Serhat Kaya, yeni romanı Uçurum ile yalnızca bir hikâye anlatmıyor; insanın kendi içindeki karanlıkla yüzleşme cesaretini de sorguluyor. Edebiyat severler tarafından bir mekânın ya da sadece anlatıya dekor olan bir dönemin değil, insana dair güncelliğini koruyan bir “hâlin” romanı olarak tanımlanan Uçurum, okuru vicdan, hafıza ve umut arasında gidip gelen bir eşikte bırakıyor. Haber Televizyonu olarak Serhat Kaya’yla uçurumun kıyısında duran insanı, edebiyatın sorumluluğunu ve kaçınılmaz yüzleşmeleri konuştuk.
Yeni romanınız Uçurum’u okurken bir mekân değil, bir hâl olarak kurduğunuz görülüyor. Bu hâl tam olarak neyin adı?
Uçurum, insanın kendinden kaçamadığı her anın adıdır. Dış dünyada bir karşılığı olabilir ama asıl kırılma içeride olur. Benim için uçurum; insanın kendi vicdanıyla baş başa kaldığında duyduğu sessizliktir. O sessizlikte ya kendini duyarsın ya da tamamen kaybolursun.
Roman boyunca hissedilen şey, klasik bir “karanlık” değil; daha çok kaçınılmaz bir yüzleşme. Sizce insan en çok neyle yüzleşmekten korkar?
İnsan, başına gelenlerden değil, yaptıklarından korkar. Çünkü başına gelenleri suçlayabilir ama yaptıklarını açıklayamaz. Uçurum tam olarak bu yüzden bir hesaplaşma romanı değil; bir itiraf romanı.
Hikâyede gerçek ile kurgu, somut ile mistik iç içe geçiyor. Bu geçiş sizin için estetik bir tercih mi, yoksa anlatının zorunluluğu mu?
Bu bir tercih değil, zorunluluktu. Çünkü bazı gerçekleri düz anlatamazsınız. Gerçek bazen tek başına yetersiz kalır; onu görünür kılmak için kimi zamanlarda kurguya ihtiyaç duyarsınız. Romandaki farklı unsurlar bu yüzden var; gerçeği büyütmek için değil, onu taşıyabilmek için.
“Umut, güçlülerin değil vazgeçmeyenlerin dilidir” şeklinde sloganlaşmış bir yaklaşımınız var ve bu yaklaşım romanın ruhuna da sinmiş durumda. Sizce umut bir direnç biçimi mi, yoksa bir yanılsama mı?
Umut çoğu zaman yanlış anlaşılıyor. O, mutlu son beklentisi değildir. Umut, her şeye rağmen devam edebilme hâlidir. Yani umut bir duygu değil, bir karardır. Bu yüzden de en çok kırılanlar değil, en çok devam edenler umutludur.
Romanınızda bireysel hikâyeler giderek toplumsal bir yüzleşmeye evriliyor. Siz yazarken bireyden mi topluma gidiyorsunuz, yoksa baştan beri hedefiniz bu geniş çerçeve mi?
Ben hiçbir zaman toplumu anlatmaya çalışmam. Daima hissederek anlayabildiğim haliyle insanı yazarım. İnsan doğru yazıldığında zaten toplum görünür olur. Çünkü insan dediğimiz şey, yalnız başına bir varlık değil; taşıdığı bütün yüklerle birlikte bir toplamdır. Toplum da bunun geniş bir küme halinde görüneni, daha kalabalık sonuçlar üreteni.
“Uçurum” aynı zamanda bir vicdan metaforu olarak da okunuyor. Sizce modern insan vicdanını kaybediyor mu, yoksa sadece susturmayı mı öğreniyor?
Bugün adına en kötü insan diyebileceğiniz birinin içinde dahi vicdan kaybolmaz. Ama bastırılabilir. Modern insanın yaptığı şey tam olarak bu: Vicdanını susturmak. Çünkü vicdan konuştuğunda hayat zorlaşır. Ama ıskalanan bir husus var; susturulan her şey, bir gün daha büyük bir gürültüyle geri döner.
Sizin roman evreninizde karakterler genellikle “iyi” ya da “kötü” olarak ayrışmıyor. Bu gri alanı özellikle mi kuruyorsunuz?
Bence her şey olması gerektiği gibi, gerektiği kadar oluyor romanlarımda. Çünkü gerçek hayatta böyle bir ayrım yok. İnsanlar yaptıklarıyla değil, yapamadıklarıyla da şekillenir. Ben karakterlerimi yargılamıyorum. Onları yalnızca oldukları yerde bırakıyorum. Okurun onları sevmesi ya da nefret etmesi, tamamen kendi vicdanı ve hafızasındaki ön kabulleriyle ilgili.
Son olarak, okur Uçurum’u bitirdiğinde ne hissetsin istersiniz?Buna benim ya da bir başkasının karışmaya, tesir etmeye hakkı olduğunu düşünmüyorum. Çünkü ben romanlarımla insanlara “düşünün” de demiyorum, asıl gayem, yapabildiğim kadar hep hissetmelerine yardımcı olmak; kendilerini, duygularını, kararlarını, etrafında olan bitenleri ve daha fazlasını. Ama şunu diliyorum; okuduktan sonra biraz rahatsız olsunlar. Ama bu rahatsızlık kaçmak isteyecekleri bir şey olmasın. Aksine, dönüp tekrar bakmak isteyecekleri, sorgulayacakları türden bir rahatsızlık olsun. Çünkü bazı kitaplar huzur vermez; ama bu sayede insanı kendine yaklaştırır ve Uçurum tam olarak böyle bir kitap.
***
Serhat Kaya’nın Uçurum’u, alışıldık anlamda bir roman olmanın ötesine geçerek okuru edilgen bir izleyici olmaktan çıkarıp doğrudan yüzleşmenin öznesi hâline getiriyor. Kaya’nın dili, yer yer kullandığı güçlü metaforlarla sertleşen ama asla yapaylaşmayan bir iç sesle ilerliyor. Bu söyleşide de görüldüğü gibi, yazar yalnızca bir hikâye kurmuyor; okurun zihninde uzun süre yankılanacak sorular bırakmayı hedefliyor. Uçurum, Türk edebiyatında yalnızca beğeniyle okunacak değil, üzerine düşünülecek ve tartışılacak önemli eserler arasında kendine güçlü bir yer açacak gibi görünüyor. Yazarın tüm kitaplarına Kitapyurdu üzerinden ulaşılabilir.
Haber-Söyleşi:
Ebru Arcuman



Hiç yorum yok
Yorum yapmanızı çok istiyoruz..:)